Hizmetlerimiz

Yüksek gerilim şalt sahaları elektrik enerjisini üreten kaynaklar ile tüketici kaynakları arasındaki güç iletim zincirinin önemli bir halkasını oluşturur. Trafo merkezleri iki farklı şekilde tasarlanabilir. Bunlardan sürekli olarak kullanılan hava yalıtımlı açık şalt sahalı trafo merkezleri (AIS) diğeri ise açık ve kapalı alanlarda kurulan SF6 gazı ile yalıtılmış kapalı ve mahfazalı trafo merkezleridir (GIS). AIS (Air Insulated Substation) hava yalıtımlı trafo merkezleri, çevre şartlarının dikkate alınmadığı ve yer sınırlamasının olmadığı her yerde yaygın olarak kullanılmaktadır. AIS’ler 800kV’a kadar ki yüksek gerilimlerde tasarlanabilmektedir. AIS’lerin montaj maliyetleri düşüktür. Açık şalt sahalı trafo merkezlerinin elamanlarının her biri tesiste monte edilir. Ancak elemanların açık alanda oluşundan dolayı, gerilim altında çalışma yapmak ve dokunmak tehlikelidir. Bu trafo merkezleri hava ve çevre etkilerine doğrudan maruz kalmaktadır.

Trafo merkezleri bir veya daha fazla yüksek gerilim enerji nakil hatlarından elektrik enerjisini alarak, orta gerilim ve alçak gerilim ile abonelerin fiderlerine dağıtan cihazların tesis edildiği yerlere denir. Trafo merkezleri gerilimlerin büyüklüğü sebebiyle açık havada bir sahada yerleştirilir. Elektrik enerjisi santrallerde üretildikten sonra aboneler ulaşana kadar değişik işlemlerden geçer. İlk önce santral çıkışında elektrik enerjisinin gerilimi yükseltilir. Böylece iletim yüksek gerilimle yapılmış olur. Şehir ve kasabaların girişinde YG düşürülerek orta gerilim haline getirilir. Son olarak da OG dağıtım trafoları yardımıyla alçak gerilime çevrilir. İşte bu işlemler yerine getirilirken değişik büyüklükte ve özellikle trafolar kullanılabilir. Bu trafolar ve yardımcı elemanların yerleştiği yerlere trafo merkezleri denir. Trafo merkezinin kuruluşunda dikkat edilmesi gereken özellikler vardır. Trafo merkezinin kurulacağı yer veya merkezinin tipi, içine konulacak trafonun özelliğine ve büyüklüğüne bağlıdır. Bir trafo merkezi hem estetik açıdan hem de enerji dağıtımı ve emniyet yönünden uygun olmalıdır.

Elektrik santralinde kontrollü ve planlı olarak elde edilmiş elektrik enerjisinin, santrallerden dağıtım hatlarına iletilmesini sağlayan hatlardır. Elektrik üretim tesisleri ile elektrik tüketim bölgeleri yakınlarındaki transformatör istasyonları; transformatör istasyonları ile son tüketici arasındaelektrik enerjisi iletimini sağlayan sistemdir. Elektrik hatlarının döşenmesinde maliyet, iletim hattının güzergâhı, coğrafik durum, arazi durumu, hattın güvenlik konumu gibi hususlar incelenir. Elektrik hattının güvenli bir şekilde yapımı ve elektriğin minimum kayıplarla iletilmesi çok önemlidir.

Elektrik iletim hatları yüksek ve düşük gerilim olmak üzere ikiye ayrılır. Yüksek gerilimhatları genellikle santral ile yerleşke arasına döşenir. Düşük gerilim hatları ise şehir içi elektrik dağıtımında kullanılır. Taşıdıkları enerjinin gerilimine göre adlandırılırlar. Enerji yükü ve gerilimine bağlı olarak boyutlandırılırlar. Modern çağda; açık arazide, uzun ENH’larıhavai hat; yerleşim yerlerinde ise yeraltı ENH hat olarak tesis edilirler. Yer altı ENH yüksek izolasyon gerektirdiğinden, hava hattına oranla oldukça pahalı olmasına karşın güvenlik ve görsel açıdan yeğlenirler. Hava hattı bir ENH; bakır veya alüminyumdan iletken kablo, taşıyıcı direk (pilon) ve pilon ile iletken arasındaki bağlantıyı sağlayan yalıtkan izolatörden meydana gelir. Biraz daha teknik bir tanımla ifade etmek gerekirse, elektrik üretim tesisleri ile transformatör istasyonları arasındaki hatlar yüksek gerilim; büyük transformatör istasyonları ile küçük transformatör istasyonları arasındaki hatlar orta gerilim, küçük transformatör istasyonları ile son tüketici arasındaki hatlar alçak gerilim olarak adlandırılır. Türkiye’de ki ENH sistemleri Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından tesis edilip çalıştırılmaktadır.

Enerji nakil hatları genel olarak; standartlara bağlı kalınarak inşa edilen, üretilen elektrik enerjisinin uzak noktalara taşınmasını sağlayan, farklı konstrüksiyon yapılarına sahip direkler, iletkenler, topraklama ekipmanları, hırdavat takımları ve izolatör ekipmanları gibi malzeme gruplarından meydana gelen taşıma hatlarıdır. Elektriksel yönden ele alındığında enerji iletim hatları, hat parametreleri ve uzunluklarıyla karakterize edilirler. Bütün sinüsoidal alternatif akımla çalışan iletkenlerde olduğu gibi, enerji iletim hava hatlarının da omik direnç, endüktans, kapasite katsayıları kısaca R-L-C hat sabitleri bulunmaktadır. Enerji nakil hatlarının omik direnci doğru akım direncinden daha büyüktür, bunun nedeni de deri etkisi olayıdır. Diğer taraftan komşu iletkenlerden akan akımların halkaladığı akılar nedeniyle, faz iletkenlerinin self ve karşılıklı endüktansları meydana gelmektedir. Sinüsoidal alternatif akımla çalışıldığından endüktans deyimi yerine, şebeke frekansının bir fonksiyonu olan endüktif reaktans tanımı kullanılır. Hattın omik direnci ve endüktif reaktansı birbirine seri bağlı olarak düşünülür ve hattın karakterize edilmesi bu iki büyüklüğün seri toplamı olan empedans ile gerçeklenir.

Rüzgar enerjisi; doğal, yenilenebilir, temiz ve sonsuz bir güç olup kaynağı güneştir. Güneşin dünyaya gönderdiği enerjinin %1-2 gibi küçük bir miktarı rüzgar enerjisine dönüşmektedir Güneşin, yer yüzeyini ve atmosferi homojen ısıtmamasının bir sonucu olarak ortaya çıkan sıcaklık ve basınç farkından dolayı hava akımı oluşur. Bir hava kütlesi mevcut durumundan daha fazla ısınırsa atmosferin yukarısına doğru yükselir ve bu hava kütlesinin yükselmesiyle boşalan yere, aynı hacimdeki soğuk hava kütlesi yerleşir. Bu hava kütlelerinin yer değiştirmelerine rüzgar adı verilmektedir. Diğer bir ifadeyle rüzgar; birbirine komşu bulunan iki basınç bölgesi arasındaki basınç farklarından dolayı meydana gelen ve yüksek basınç merkezinden alçak basınç merkezine doğru hareket eden hava akımıdır. Rüzgarlar yüksek basınç alanlarından alçak basınç alanlarına akarken; dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi, yüzey sürtünmeleri, yerel ısı yayılımı, rüzgar önündeki farklı atmosferik olaylar ve arazinin topografik yapısı gibi nedenlerden dolayı şekillenir. Rüzgarın özellikleri, yerel coğrafi farklılıklar ve yeryüzünün homojen olmayan ısınmasına bağlı olarak, zamansal ve yöresel değişiklik gösterir. Rüzgar hız ve yön olmak üzere iki parametre ile ifade edilir. Rüzgar hızı yükseklikle artar ve teorik gücü de hızının küpü ile orantılı olarak değişir. Rüzgar enerjisi uygulamalarının ilk yatırım maliyetinin yüksek, kapasite faktörlerinin düşük oluşu ve değişken enerji üretimi gibi dezavantajları yanında üstünlükleri genel olarak şöyle sıralanabilir;

  1. Atmosferde bol ve serbest olarak bulunur.
  2. Yenilenebilir ve temiz bir enerji kaynağıdır, çevre dostudur.
  3. Kaynağı güvenilirdir, tükenme ve zamanla fiyatının artma riski yoktur.
  4. Maliyeti günümüz güç santralarıyla rekabet edebilecek düzeye gelmiştir.
  5. Bakım ve işletme maliyetleri düşüktür.
  6. İstihdam yaratır.
  7. Hammaddesi tamamıyla yerlidir, dışa bağımlılık yaratmaz.
  8. Teknolojisinin tesisi ve işletilmesi göreceli olarak basittir.
  9. İşletmeye alınması kısa bir sürede gerçekleşebilir.

Rüzgar nerelerde oluşur?

  1. Basınç gradyanının yüksek olduğu yerler.
  2. Yağışların sürekli esen rüzgara paralel olduğu vadiler.
  3. Yüksek, engebesiz tepe ve platolar.
  4. Yüksek basınç gradyanlı düzlükler ve sürekli rüzgar alan az eğimli vadiler.
  5. Güçlü jeostrofik rüzgar alanlarının etkisinde kalan tepe ve zirveler.
  6. Jeostrofik rüzgar ve termal gradyan alanına sahip kıyı şeritleri.

Doğalgaz Kombine Çevrim Santralleri Genel Yapısı
► Kombine çevrim santrallerinde gaz türbinleri ve buhar türbinleri birlikte kullanılmaktadır. Yakıt olarak doğal gaz kullanılan gaz türbinlerinden elde edilen elektrik enerjisinin yanı sıra türbin egzozundan yüksek sıcaklığa sahip egzoz gazlarının atık ısısının kazana verilmesiyle elde edilen buhar ile buhar türbinlerinden de ek elektrik üretimi sağlanmaktadır.
► Bu santrallerde gaz türbinli çevrimlerin üst sıcaklığının yüksek olması ve buhar türbinli çevrimlerin alt sıcaklıklarının düşük olması avantajları birleştirilerek tasarım koşullarında çalışmak üzere kombine çevrim verimi % 50-60 civarında gerçekleştirilebilmektedir.
Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali Kısımları
► Bağımsız Atık Isı Kazanı (HRSG)
► Buhar Türbin Generatörü (STG)
► Kondenser
► Soğutma Kulesi
► Gaz Türbini
► Generatör
1) Bağımsız Atık Isı Kazanı(HRSG)
Bağımsız atık ısı kazanı üç basınç derecesine sahiptir;
♦ HP: Yüksek basınç, 45 bar civarındadır.(400 °C)
♦ IP: Orta basınç, 12 bar civarındadır.(224 °C)
♦ LP: Düşük basınç, 4 bar civarındadır.(120 °C)
♦ HP basıncı doğrudan buhar türbininde kullanılmaktadır. Gerektiğinde IP basıncı ile desteklenmektedir.
♦ IP basıncı ayrıca çevre fabrikalara satılmaktadır.
♦ LP tesisin ihtiyacını karşılamakta ayrıca degazör grubunu beslemektedir.
2) Buhar Türbin Generatörü (STG)
♦ STG’nin görevi, HRSG’den gelen IP ve HP buharlarının enerjisini, aynı rotorla bağlı bulunduğu generatör vasıtasıyla elektrik enerjisine çevirmektedir. Santralde kullanılan kontrol sistemi STG üzerinde sınırlı bir kontrole sahiptir.
♦ STG buhar girişinden çıkışına doğru hacmi genişleyen bir yapıya sahiptir, 16 kademesi bulunur. Rotor üzerine yerleştirilmiş kanatçıklar ve bu kanatçıklar arasında dış gövedeye sabit olarak bağlı stator kanatçıkları sistemin temelini oluşturur.
3) Kondenser
♦ STG’nin tüm kademelerinden geçen ve özellikleri büyük ölçüde değişen buhar atılmaz ve yine STG’ye bağlı olan kondensere gönderilir. Kondenserde, soğutma kulesinden gelen 24°C deki suyu sirküle eden boru demeti bulunur. Buhar bu borular arasından geçirilerek yoğuşturulur ve yeniden kullanıma hazır hâle gelir.
♦ Kondenser içindeki borularda gezdirilen su ise buhar ile ısı alış-verişine girmiş ve oldukça ısınmıştır. Soğutulmak amacıyla soğutma kulesine gönderilir.
4) Soğutma Kulesi
♦ Su üstten bırakılır, üstteki pervaneler havayı emer ve su-hava arasında ısı alış-verişi meydana gelir. Bu işlemle soğuyan su havuza düşer. Buradan da pompalarla kondensere yeniden pompalanır.

Güneş Enerjisi

Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir. Güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m 2 değerindedir, ancak yeryüzünde 0-1100 W/m 2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır.

Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970’lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir.

Bir güneş hücresinin performansı verimi ile ölçülmektedir. Aldığı enerjinin yüzde kaçını kullanılabilir elektriğe dönüştürdüğü verimi belirleyen en önemli parametredir. Ancak belli dalga boylarındaki ışık elektriğe dönüştürülebilir, geri kalan büyük miktar hücreyi oluşturan madde tarafından ya emilmekte ya da yansıtılmaktadır. Bundan dolayı günümüzde tipik bir güneş hücresinin verimi %15 civarındadır, yani aldığı enerjinin sadece altıda birini elektriğe çevirmektedir.

Güneş panellerin mevsimlere bağlı olarak farklı açılarla güneşe doğru yönlendirmesi yapılarak her mevsimde azami verim alınması mümkün olmaktadır. Türkiye için genelde geçerli olan 60º kış eğimi sayesinde ve panel camlarının özelliği nedeni ile buzlanma veya kar birikmesi engellenmektedir. Alternatif enerji sistemleri proje gereksinimlerine göre şebekeye paralel (on-grid), şebekeden bağımsız (off-grid) ve Green-Line (şebeke destekli) olarak tasarlanabilir.

Şebeke bağlantılı güneş pili sistemlerin gücü, birkaç kW’dan birkaç MW’lara kadar değişebilmektedir. Bu sistemler yüksek güçte santral boyutunda sistemler olabileceği gibi daha çok görülen uygulaması binalarda küçük güçteki sistemler şeklindedir.

Şebekeden bağımsız sistemler şebekenin hiç olmadığı yerlerde tercih edilirler. İklim verileri yeterli olduğu sürece bu sistemler yalnızca ilk yatırım giderleri bile göz önüne alındığında, şebekeye bağlanmak için gerekli olan yatırımdan daha kazançlı olabilmektedir.
Bu sistemlerde üretilen elektriğin depolanarak geceleri veya enerji üretilmediği zamanlarda kullanılabilmesi için batarya olması gerekmektedir. Batarya kapasitesi ayarlanırken bölgenin iklim verileri, kullanılacak elektrikli cihazlar ve de kullanım süresi göz önüne alınır.
Şebekeden bağımsız sistemlerin genel uygulama alanları aşağıdaki gibi sıralanabilir:

• Haberleşme istasyonları, kırsal radyo, telsiz ve telefon sistemleri
• Petrol boru hatlarının katodik koruması
• Metal yapıların (köprüler, kuleler…) korozyondan korunması
• Elektrik ve su dağıtım sistemlerinde yapılan telemetrik ölçümler, hava gözlem istasyonları
• Bina içi ya da dışı aydınlatılması
• Dağ evleri ya da yerleşim yerlerinden uzaktaki evlerde TV, radyo, buzdolabı gibi elektrikli aygıtların çalıştırılması
• Tarımsal sulama ya da ev kullanımı amacıyla su pompajı
• Orman gözetleme kuleleri
• Deniz fenerleri
• İlkyardım, alarm ve güvenlik sistemleri
• Deprem ve hava gözlem istasyonları
• Dağ evleri, çiftlikler
• Tekne, karavan gibi özel uygulamalar

Türkiye’nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi, 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti ise 1311 kWh/m 2 yıl ( günlük toplam 3,6 kWh/m 2 ) olarak tespit edilmiştir. Rakamlardan da görüldüğü gibi ülkemiz alternatif enerji kaynaklarına vakit kaybetmeden yönelmelidir

Hidroelektrik santrallar (HES) akan suyun gücünü elektriğe dönüştürürler. Akan su içindeki enerji miktarını suyun akış veya düşüş hızı tayin eder. Büyük bir nehirde akan su büyük miktarda enerji taşımaktadır. Ya da su çok yüksek bir noktadan düşürüldüğünde de yine yüksek miktarda enerji elde edilir. Her iki yolla da kanal yada borular içine alınan su, türbinlere doğru akar, elektrik üretimi için pervane gibi kolları olan türbinlerin dönmesini sağlar. Türbinler jeneratörlere bağlıdır ve mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürürler.

Hidroelektrik santrallar;
– Yenilenebilir kaynak olan sudan enerji elde etmeleri,
– Sera gazı emisyonu yaratmamaları,
– İnşaatın yerli imkanlarla yapılabilmesi,
– Teknik ömrünün uzun olması ve yakıt giderlerinin olmaması,
– İşletme bakım giderlerinin düşük olması,
– İstihdam imkanı yaratmaları,
– Kırsal kesimlerde ekonomik ve sosyal yapıyı canlandırmaları yönünden en önemli yenilenebilir enerji kaynağıdır.

Üst Yapı mühendisliğinin asıl amacı, insanlığın faydasına olacak yapıların belirli bir seviyesinde, yeterli bir rijitliğe sahip bir şekilde ve en ekonomik olarak boyutlandırmak ve bu yapıların işlemesini sağlamaktır. Üst Yapı mühendisliğinin ilgi alanları yapıların statik modellemesini yapmak, statik analizini çıkarmaktır. Burada amaç oluşan kuvvet ve gerilmelerin en doğru şekilde hesaplanmasıdır.

Üst yapılar; içinde, üzerinde insan barındıran yapılardır. Binalar, konut, otel, hastane, okul, ofis, fabrikalar, işyerleri, alışveriş merkezi, terminal, istasyon, spor salonları, stadyumlar gibi. Yapılarda hasar analizi, onarım ve güçlendirmeler de yapı mühendisliği alanına girer.

Çelik yapı sistemi, yapı elemanlarının taşıyıcı nitelikte olduğu (duvar, döşeme) ve galvanize çelikten soğuk şekillendirme yöntemi ile üretildiği bir yapı türüdür. Fabrikada CNC tezgahlarda modern makinelerle kontrol ve denetim altında üretilen yapı elemanları, korunaklı bir şekilde inşaat sahasına getirilip monte edilir. Geleneksel yapım sistemlerine göre hassasiyet avantajı vardır. Kendi de ön üretimli bir sistem olduğundan, üretimi esnasında projelerin kapı, pencere ve diğer ekipmanlarının siparişlerinin verilmesi mümkündür.

Çelik yapıların tasarımları tıpkı betonarme binalarda olduğu gibi kalıcı yapı şartnamelerine göre tasarlanır. Taşıma gereken yüke göre hesaplamalar yapılır. Ayrıca betonarmeye göre çok önemli oranda hafif oldukları için deprem yüklerine çok daha az maruz kalırlar. Bu da deprem dayanımlarını betonarme yapıya göre çok önemli ölçüde arttırır. Çelik yapılar her tür amaçlı yapılarda uygulanabilir. Konut, okul, hastane, depo, yurt, otel v.b. kullanım amacı çok farklı olup çelikle yapılan ve şu anda kullanılmakta olan çok fazla yapı örneği bulunmaktadır.

Bir yapının sağlaması gereken minimum ekonomik ömrü rahatlıkla sağlar ve çok daha uzun süre kullanılabilir. Sadece kullanılan çelik için yapılan bazı yaşlandırma testlerinde 180 yıl gibi bir süre dayanımını koruduğu ortaya konmuştur. Ayrıca tüm kesitler kapalı olduğu için ömrü daha da uzamaktadır.